Aerodinamik Uzmanı İle Savunma Sanayii ve Havacılık Üzerine Söyleşi

Türkiye’nin savunma sanayii ve havacılık gündemi her zaman olduğu gibi fazlasıyla yoğun. Türkiye’nin S-400 alımı dolayısıyla ABD ile yaşanan kriz, Yunanistan’ın Rafale savaş uçaklarının ardından F-35 alımı için resmi başvuruda bulunması, yerli uçak gemisi tartışmaları, ULAQ milli insansız deniz aracının tanıtılması vb. gibi gündemi meşgul eden birçok konu mevcut. Biz ise bu konuları çok değerli bir savunma sanayii çalışanına sorduk.

Türk Havacılık ve Uzay Sanayii’nde (TUSAŞ) aerodinamik mühendisi olarak çalışan, Ortadoğu Teknik Üniversitesi mezunu, deneyimli bir savunma sanayii emekçisi; bizleri kırmayarak sizler için hazırladığımız 7 soruya cevap verdi.

Savunma Sanayii ve Havacılık Üzerine Söyleşi

Soru: ABD’nin S-400’ler nedeniyle Türkiye’ye uyguladığı ambargo dolayısı ile Türkiye’nin F-35 haricinde yeni bir uçak alması zaman zaman gündeme geliyor. Özellikle Yunanistan’ın F-35 ve Rafale hamlesi ile bu konu iyice tartışılır oldu. Peki sizce Türkiye, savunma sanayiimizin en kritik projelerinden olan MMU’ya kadar yeni bir muharip uçak alımına gitmeli mi, gitmeli ise hangi uçak olmalı?

Soru: Türk S-İHA’ları son birkaç yıldır kendini farklı coğrafyalardaki birçok operasyonda başarı ile kanıtladı. Bu konu hakkındaki görüşleriniz ve sektörün geleceğine yönelik tahminleriniz nelerdir?

Cevap: Öncelikle ben ilk iki soruyu birbirinden ayırmak istemiyorum çünkü bence bunlar oldukça bağlantılı konular. Şöyle özetlemek gerekirse, konuyu sadece Yunanistan özelinde değil de bulunduğumuz coğrafya genelinde değerlendirince, mevcut F-16 uçaklarımızın 10 sene içinde yetersiz kalacağını düşünüyorum. O yüzden 10 sene içinde bir hamle yapmamız gerektiğine inanıyorum ve bu hamlenin yeni bir jet motorlu, insansız, düşük görünür bir saldırı (strike) uçağı olması gerektiğine inanıyorum. Zira insansız uçaklar konusunda ülke olarak iyi bir tecrübeye sahibiz.

Bunu İMHA yani insansız muharip hava aracı, İngilizce UCAV, ile devam ettirmek zorundayız. XQ-58 Kratos, X-47B, EADS Barracuda, Boeing Loyal-Wingman, Sukhoi S-70 Okhotnik gibi sistemler insansız muharip hava araçlarına (İMHA) örnek olan uçaklardır ve çoğu seri üretime geçmemiştir. Dünyada savaş durumunda olup da en çok İHA kullanan ülkelerden biri olduğumuz için biran önce tasarlayıp, üretip, test edip, seri üretime geçmeliyiz. Bu bizim için çok ciddi bir kuvvet çarpanı olacağı gibi ticari açıdan da çok büyük fayda sağlayacaktır. Tabir caizse diğer ülkeler bu uçakları almak için veya ortak üretim için kapımızda kuyruğa gireceklerdir. Bu tasarım-seri üretim sürecinde de mevcut F-16 uçaklarımızı AESA radarı ,IRST, DIRCM gibi aviyonikler ve pilotlarımızın durumsal farkındalığını artıracak tasarımlar ile modernize edip biraz daha zaman kazanabiliriz.

savunma sanayii

Soru: Türkiye’de, savunma sanayiinin yanında uzay alanında yaşanan gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz? Sektörden beklentileriniz neler?

Cevap: Uzay konusunda malesef dünyadaki gelişmiş ülkelerden çok geride kaldık. Kendim havacılık ve “uzay” mühendisliği mezunu olmama rağmen, uzay konusunda bir öğrenim görmediğimi söyleyebilirim. Uzay mühendisliğinden mezun olan arkadaşlarımızın da çoğu kendi sektöründe iş bulamadığı için uçak sektöründe çalışıyor. Son yıllarda yapılan projeler bu durumu biraz kırıyor gibi görünse de çok daha fazla yatırıma ihtiyaç duyan bir sektör. “Marsı kolonileştirmek”, “aya üs kurmak” tarzındaki düşünceleri henüz bizim için çok ütopik görüyorum. Ancak gerek uydu projelerimiz gerekse sonda ve balistik füze projelerimiz bu konudaki gelişme çabamızı ortaya koyan daha yapılabilir projelerdir.

ABD’nin “Uzay Kuvvetleri” kurduğu dünyada uzaya çıkamayan her ülke yine diğer ülkeler tarafından yönetilmeye devam edecektir diye düşünüyorum. Ondan ötürü devletimizin uzay konusunu yabana atmaması ve ilgili akademik & endüstriyel sektörümüzü bu durum doğrultusunda yönetip, kaynak ayırması gerekmektedir. Üniversitelerin ve sektörün her konuda olduğu gibi bu konuda da eleman yetiştirmesi ve yetiştirdiği elemanı elinden kaçırmaması gerekiyor.

Şunu unutmamak gerekir ki bu teknolojiler öyle “getirin biz onu sanayide 1 ayda yaparız” tarzı projeler değil. Malesef çok ciddi bilgi birikimi ve ileri teknoloji malzemeler ile yapılabilen projeler. Tasarımı yapan mühendislerin kendi alanları dışında mevcut malzeme teknolojisinden de haberdar olmaları gerekiyor. Atmosferi geçmeyi bir şekilde başarırız da geçtikten sonra geri dönecek olanı tasarlamak ve üretmek gerçekten büyük bir adım olur.

Soru: ABD’nin 6. nesil savaş uçağını uçurarak bu alanda diğer tüm ülkelerin önüne geçtiği malumunuz. Türkiye ise 5. nesil muharip savaş uçağının ön tasarımını gerçekleştiriyor ve ne yazık ki biraz geride kaldık. Bu durumda sizce Türkiye ne yapmalı? Tempest veya FCAS gibi projeler Türkiye için uygun mu?

Cevap: Uçakları artık 4-5-6. nesil diye adlandırmak bana çok doğru gelmiyor. Çünkü farklı nesillerin aerodinamik yapıları üç aşağı beş yukarı birbirine çok benziyor ve aviyonik modernizasyonlar ile önceki jenerasyon uçaklar farklı kabiliyetlere kavuşabiliyor. Önemli olan etken dolayısı ile uçağın elektronik kabiliyetleri ile birlikte pilotun bu kabiliyetleri uç noktalarda kullanabiliyor olması.

Olası bir savaş veya it dalaşı durumunda pilotların hangi taktiksel manevrayı yapacağını bilmesi, uçağı o şekilde yönetip ve düşmanı alt etmesi beklenir. Şimdiye kadar ilk gören ilk vurur prensibi ile hareket etti havacılık endüstrisi ve gelişimleri o yönde yaptı. Ancak elektronik harp günümüzde kendine doğru gelen füzeyi yolundan saptırabiliyor, kendini gizleyebiliyor, karşı taraf saldırı sistemlerini kapatabiliyor. O yüzden elektronik harp donanımına sahip bir sistem daha üst nesil sistemleri alt edebilir diye düşünüyorum.

Örneğin F-16D uçaklarımız bir modernizasyon sonrası 100 tane Alpagu yüklü bir kaç Aksungur/Akıncı, Som ve MAM-L yüklü bir kaç Aksungur/Akıncı/TB2/TB3, ile elektronik harp yapabilen bir Anka/Akıncı’yı sürü olarak kontrol edecek şekilde donatılsa, bu sistem de önemli bir kabiliyet ve güç çarpanı oluşturmuş olacaktır. Ama F-16D uçağı hala 4. nesil mi olacak o zaman ? Sanmıyorum. Bir operasyonel analiz uzmanı bu örneği görse birçok hata bulabilir belki ancak demek istediğim konuyu sanıyorum aktarabildim. Ben savunma sanayii konusunda milli gelişmelerin her zaman arkasındayım. Ondan ötürü F-35, TEMPEST, FCAS, SU-57 vs gibi uçakların bizden çok diğer devlet devletlere fayda sağlayacağı kanaatindeyim.

altıncı nesil savaş uçakları 6.

Soru: Zaman zaman gündeme gelen konulardan biri de yerli uçak gemisi tartışması. Sizin bu konudaki görüşleriniz neler?

Cevap: Uçak gemilerinin amacı ülkelerin topraklarından uzaklarda karakol ihtiyaçlarını karşılamaktır. Karakol derken mahalle karakolu değilde, içinde onlarca uçak ve binlerce personel olan bir üs olarak nitelemek gerekiyor. Ülkemiz için ana topraklarımızdan uzakta böyle bir karakola ihtiyacımız şu an için bence yok. Kıbrıs bu konuda iyi bir üs olarak kullanılmalı. Onun dışında hareket kabiliyeti açısından hali hazırda yapılmakta olan TCG Anadolu ve Trakya LHD gemilerimizin tamamlanması ve buralara iniş kalkış yapabilen İHA/İMHA’larımızın olması bizi bir süre rahatlıkla götürecektir.

Soru: Yakın zamanda ULAQ adında yerli bir insansız deniz aracı tanıtıldı. Ayrıca Savunma Sanayii Başkanlığı (SSB), OS/SA projesi kapsamında teklife çağrı dosyası (TÇD) yayınladı. Türkiye İHA’lardan sonra İDA’larda da başarıyı yakalamak istiyor. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz? İnsansız deniz aracı projelerinden beklentileriniz neler?

Cevap: Denizde çalışmanın havada çalışmaktan çok daha zor olduğunu düşünüyorum. Personel açısından, lojistik ve ikmal açısından her türlü deniz hava ortamından bence daha zorlu. Ondan dolayı insansız deniz araçlarının birçok konuda olumlu bir gelişme olduğunu düşünüyorum. Hiç denizaltıda bulundunuz mu bilmiyorum ama kendi adıma İzmir İnciraltı’ndaki deniz müzesinde TCG Pirireis denizaltısına binme imkanım oldu. Denizaltı su yüzeyinde bulunuyor ve içi ziyaretçilerin gezmesine açık hale getirilmiş. Askerlerimizin kaldığı yerler, komuta merkezi, torpido bölümleri, tuvaletleri ve yemekhaneleri; her yeri incelemek mümkün. Benim gözlemim su yüzeyindeki denizaltının içinde bulunmak bile çok kasvetli iken onun birde su altında hareket ettiğini düşünmek 10 kat daha zor olsa gerek. Bu sebeplerden dolayı insansız deniz araçları konusunu sonuna kadar destekliyorum.

Soru: Türk savunma sanayiinin sizce en büyük eksiği veya eksikleri neler? Nasıl çözümler üretilebilir?

Cevap: Bu soru gerçekten zor bir soru. Çünkü bu soruya cevap verebilmek için ülkemizin karşılaştığı tehlikeleri bilip, çok iyi yorumlamak ve bu tehlikeleri saf dışı bırakacak çözümleri tahmin edip ve uygulayabiliyor olmamız gerekiyor. Ben kendi adıma bu kadar çok bilgiye sahip değilim ancak kendi bilgim dahilinde cevap vereyim.

Bence savunmanın ilk aşaması bilgidir. Düşmanın ne durumda olduğunu, techizatını, asker sayısını, nereden ve nasıl saldıracağını bilmek şarttır. Bunun için düşman üzerinde sürekli bir gözümüzün olması ve bu görüntülerin, konuşmaların, mailleşmelerin, teknolojik gelişmelerin sürekli takip edilip, işlenip istihbari bilgiye dönüştürülüp operasyon merkezine iletilmesi gerekiyor. Buna kısaca keşif-gözlem diyebiliriz ve bu işlem için uzay, hava, deniz ve internet ortamının tamamını etkili bir biçimde kullanıyor olmak gerekiyor. Siber güvenlik, HALE sınıfı İHA, taktiksel denizaltı, kara unsurlu kaynaklar bunların başlıcaları olabilir. Bu alanlarda kendimizi çok ciddi geliştirmemiz gerekiyor. Bu alanların birinde ileri olmak yetmiyor, hepsinin birbiri ile haberleşebilir olması da çok önemli bir faktör.

İkinci aşama ise bilgiler doğrultusunda eylem gerçekleştirmek. Yok edilecek bir tehdit varsa bunun nasıl yok edileceği, ele geçirilecek bir unsur varsa bunun nasıl ele geçirileceği çok önemli. Bu aşamada can ve mal kaybı yaşamamak arzu edilen bir durumdur. O yüzden bu aşamadaki sistemlerin tasarımı ve kullanılmasına yönelik geliştirmelere de ihtiyaç duyuyoruz. Anlattıklarım eğer çok havada kaldıysa bir örnekle anlatmaya çalışayım.

Mesela, Suriye operasyonunda Suriye’nin elindeki hava savunma sistemlerini, tank sayısını, tankların kabiliyetlerini, uçak durumunu “BİLMEK” bizim operasyonun gidişatını tayin etmemize sebep oldu. F-16 uçaklarımız SOM ile hava savunma bataryalarını vurdu. Eğer bu bilgi bizde olmasaydı Allah korusun belki uçaklarımız bu bataryalar tarafından düşürülecekti. Burada ilk aşama bilgiye sahip olma ve ikinci aşama eldeki bilgiye dayalı operasyon (SOM füzeleri ile uzaktan imha) gerçekleştirilmiş oldu. Bu bilgileri elde edip ve operasyonları devam ettirmek tamamen devlet bekasıdır.

Savunma sanayiinin de buradaki rolü çok önemlidir. Dolayısıyla bu projelerde görev alan herkes devletin geleceğine yön veren projeler içinde yer alıyor demektir ve bu kişilerin her birinin bulunduğu göreve layık olması elzemdir. Adam kayırma, torpil, tanıdık gibi kavramların savunma sanayiiden uzak tutulması gerekmektedir. Riske atılacak olan şey basit bir şey değildir.

Önerilen Yazılar:

TÜRK SAVUNMA SANAYİİ TARİHİ – 1

EN BÜYÜK SAVUNMA SANAYİİ ŞİRKETLERİ ARASINDA 7 TÜRK

İSRAİL’DEN YUNANİSTAN’DA SAVUNMA SANAYİİ YATIRIMI

YURT İÇİNDE TASARLANAN VE ÜRETİLEN İNSANSIZ HAVA ARACI SİSTEMLERİ


Aerodinamik Uzmanı İle Savunma Sanayii ve Havacılık Üzerine Söyleşi

Geri dönüş yok.

Bir yorum bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlendi*